Bilim

Türkiye 2022’de eğitime 190 milyar ayırıyor: ‘Eğitimin payı bütçenin en az yüzde 20’si olmalı’

Türkiye’nin 2021 yılında gayri safi yurtiçi hasılaya oranı yüzde 3.41 ile 146 milyar 920 milyon TL olarak belirlenen Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) bütçesi, 2022 yılı için 189 milyar 11 milyon TL olarak açıklandı. Buna ek olarak 8 milyon yükseköğretim öğrencisi için 65 milyar lira ayrılan eğitim bütçesinde toplam 226 milyar liralık bir kaynak sağlanacağı duyuruldu.
Geçen yıla oranla yaşanan rakamsal artışa rağmen milli gelire oranı 2021 yılına göre azalan MEB bütçesinin merkezi yönetim bütçesine oranı, 2020 yılında yüzde 11.45 iken 2021’de düşüş göstererek 10.69’a gerilemiş, 2022’de ise bu rakam yüzde 10.79 olarak belirlenmişti.
MEB’e ayrılan bütçenin sadece eğitim için kullanılan miktarın dilimdeki oranı ise 2002 yılında yüzde 17.18 ile zirvesini yaşarken sonraki dönemlerde düşüş yaşayarak bu sene 8,06 olarak açıklanarak 20 yıl önceki değerin yarısına kadar geriledi.
© SputnikMEB Bütçesinden Eğitim Yatırımlarına Ayrılan Pay

MEB Bütçesinden Eğitim Yatırımlarına Ayrılan Pay - Sputnik Türkiye, 1920, 27.01.2022

MEB Bütçesinden Eğitim Yatırımlarına Ayrılan Pay
Türkiye, ilköğretim düzeyinde ayırdığı bütçe ile Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü (OECD) ortalamasının altında kalan 16 ülkenin içinde son 3 sırada Meksika ve Kolombiya ile birlikte yer alıyor. Konuya ilişkin rapor hazırlayan Eğitim-Sen ise bu bütçenin yetersiz olduğuna işaret ediyor.
Pandeminin de etkisiyle eğitim bütçelerine ek destek sağlama planlarını 2022 yılı için hayata geçiren Kanada, Norveç ve Lüksemburg gibi ülkelerin arasında Türkiye’nin bu sene de geride kalması sayısal .
İlköğretim, ortaöğretim ve yükseköğretim olmak üzere üç eğitim düzeyinin ortalamalarını alan ve öğrenci başına yapılan toplam yıllık eğitim harcamalarının incelendiği OECD ülkeleri arasında Türkiye, ortalamanın neredeyse yarısı kadar harcama yaparak kayıtlara geçti.
İlköğretim düzeyinde bakıldığında 4 bin 168 dolar eğitim harcaması yapan Türkiye, OECD ortalamasının altında kalan 16 ülke arasında son 3’te yer alıyor. Tüm eğitim kademelerinde ortalama olarak en çok harcamayı ise 20.323 dolar ile Lüksemburg yapıyor.
Türkiye’nin eğitime ayırdığı bütçeyi verdikleri önergelerle TBMM’nin gündemine taşıyan CHP Ankara Milletvekili Yıldırım Kaya ve CHP Muğla milletvekili Suat Özcan, pandemi şartları altında eğitim bütçesini değerlendirerek yapılması gerekenleri Sputnik’e anlattı.

‘Pandemi koşullarının da dikkate alınarak en az yüzde 50 oranında artırılması gerektiğini söyledik, bu rakamlar ihtiyacı karşılamaktan çok uzak’

Milli Eğitim Bakanlığı’nın bütçesinin nerelere harcandığına dair konuşan Kaya, bütçenin yetersiz olduğunun altını çizerek “Yüzde 70’i personel giderlerine, yüzde 11’i sosyal güvenlik ve devlet primi giderlerine, yüzde 8’i mal ve hizmet giderlerine, yüzde 8’i sermaye giderlerine, yüzde 3’ü cari transferlere harcanıyor. Biz CHP olarak 2022 yılı eğitim bütçesi Plan ve Bütçe Komisyonuna geldiğinde de, TBMM Genel Kurulu’nda görüşüldüğünde de yetersiz olduğunu, pandemi koşullarının da dikkate alınarak en az yüzde 50 oranında artırılması gerektiğini söyledik. Ancak dikkate alınmadı. 11 Eylül 2021’de yayınlanan 2020-2021 eğitim öğretim istatistiklerine göre devlet okullarındaki toplam derslik sayısı 588.010’dan 593.632’ye yükselmiştir. Artış oranı yüzde 5.6’ya denk gelmektedir. Var olan derslik açığına pandemi koşulları da eklenince bu rakamların ihtiyacı karşılamanın çok uzağında olduğunu görürüz” dedi.

‘Zorunlu ihtiyaçlarını karşılamayan bir üniversite bilim üretemez, geleceğimizi kuracak gençlerimizi yetiştiremez’

Bütçede üniversitelere ayrılan payın da her geçen gün azaldığını belirten Kaya, “YÖK ve üniversite bütçesinin merkezi yönetim bütçesi içerisindeki payı 2003 yılında yüzde 0.94 iken 2022 yılı bütçesinde bu oran yüzde 0.73’e kadar düştü. Zorunlu ihtiyaçlarını karşılamayan bir üniversite bilim üretemez. Geleceğimizi kuracak gençlerimizi yetiştiremez. Katma değeri yüksek ürünleri nasıl üreteceğiz? Bir müdür, bir dekan, bir binayla mı? Lise seviyesinde üniversitelerle mi? Tabii ki hayır. Üniversitelerin araştırma geliştirme projelerini hayata geçirebilmeleri için bütçeden daha fazla pay ayırarak, gerektiğinde ek bütçelerle ekonomik destek vererek, beyin göçünü durduracak hamleleri yaparak ve üniversiteleri özgürleştirerek bunu yapabiliriz. Bunları yapmayan AKP iktidarı döneminde, Dünyadaki ilk 500 üniversite arasına giren üniversitemiz neredeyse yok” şeklinde konuştu.

‘Son 20 yıla baktığımız zaman MEB bütçesinin herhangi bir vizyonu, hayali ve bu hayale adanmış olan herhangi bir yatırımın olmadığını görüyoruz’

Muğla Milletvekili Özcan eğitime ayrılan bütçeler hakkında genel bir değerlendirme yaparak şu ifadeleri kullandı:
“2022 başta olmak üzere son 20 yıla baktığımız zaman MEB bütçesinin herhangi bir vizyonu, hayali ve bu hayale adanmış olan herhangi yatırımın olmadığını görüyoruz. Eğitim diğer sosyal politika alanları ile doğrudan ilgili olup uzun dönemli bir planlamanın yatırımıdır. Bu yatırımın gerçekleşmesi için demografi, sosyal sınıflar, ülkemizde misafir ettiğimiz yabancı kökenli göçmenler gibi birçok alanda veriye hâkim olmamız ve bir ideal ile de programlama ve planlama yapmamız gerekiyor. Ancak ne yazık ki mevcut bütçe altyapı sorunlarına bile çare olamıyorken üst yapıdan konuşmak sorunlu oluyor. Eğitime bu bütüncül yaklaşımla bakılmalı ve MEB Bütçesi yönergeler eşliğinde arttırılmalıdır. Bu noktada dünya sahnesinde olmak istediğiniz ülke ideali çok önemlidir, ara sınıf yaratma hayaliniz varsa başka, teknolojik önder olmak isterseniz başka bir bütçeden konuşmamız gerekir.”

‘Teknolojilerin yardımı, vizyoner bir eğitim politikası ve eğitim bütçesi ile kaynaklarımız ülkenin çocuklarına ve gençlerine harcanmalıdır’

Eğitim için ayrılan payın kullanılması gereken yerler dikkat çeken Özcan, Türkiye’nin fırsat penceresi yüksek bir ülke olduğunu belirterek, “Dünya sıralamasında genç nüfusa sahip bir ülkeyiz. Elimizde çok kıymetli bir insan kaynağı var ve bu kaynak günümüz koşulları göz önüne alındığında eski zamanlara kıyasla potansiyelini ortaya çıkarabilecek ve geliştirecek teknoloji ile haşır neşir. İşte bu teknolojilerin yardımı ve vizyoner bir eğitim politikası ve eğitim bütçesi ile kaynaklarımız, dünyada konumlanacağı yeri iyi seçmiş bir ülkenin çocuklarına ve gençlerine harcanmalıdır. Her ne kadar genç bir ülke olsak da sağlıklı yaşlanan bir nüfusumuz da var. Bu sebeple hayat boyu öğrenme programları da bütçeye dahil edilmelidir” dedi.

‘2021 ve 2022 yılları için ne yapılıp yapılmadığını tüm velilerin sorgulaması gerekiyor, her şey mış gibi yapıldı ve süreç geçiştirildi’

2019 yılı ve 2020 başında dünyadaki birçok ülke gibi Türkiye’nin pandemi ile karşılaşacağı yeni düzen hakkında hiçbir şey bilmediğini aktaran Özcan, “Bu sebeple bunun bir bocalaması olması gayet olağan ve hayatın akışına uygun ancak bu bocalama belki 1-2 ay sürmeliydi, şimdiki duruma bakın biz 22 aydır bocalıyoruz bu kabul edilebilir bir durum değil. Evet ilk yıl uzaktan eğitim sisteminin kurulması için bir önceki yılda bütçe planlanmamıştı ancak 2021 ve 2022 yılları için ne yaptık, bunu tüm velilerin sorgulaması gerekiyor. Ölçemediğiniz hiçbir şeye müdahale edemezsiniz. Yönetenler ölçme durumuna hiç yanaşmıyor çünkü ölçerlerse bir şey ortaya koymak zorundalar ve bu sorumluluk çok da istedikleri bir şey olmadı deneyimlediğimiz kadarıyla. Her şey mış gibi yapıldı ve süreç geçiştirildi” açıklamasında bulundu.

‘Eğitim yatırımlarına ayrılan pay zaman geçirilmeden en az yüzde 20’ye çıkartılmalıdır’

Türkiye’nin ‘kanayan yaralarından’ birinin de eğitimde fırsat eşitsizliği olduğunu söyleyen Ankara Milletvekili Kaya, pandemi koşullarında bu eşitsizliğin daha da derinleşmiştiğini vurgulayarak:
“Yüz yüze eğitimde okul, öğretmen, derslik sorunu yaşayan çocuklarımız, pandemi koşullarında da internet, bilgisayar, tablet, televizyon ihtiyacını karşılayamadığı için uzaktan öğretime de erişemedi. Kimi çekmeyen internete dağ başında elleri titreyerek girmeye çalıştı, kimisi çatılardan düşerek hayatını kaybetti kimisi de sırayla derslerini takip etmeye çalıştı. İnterneti kesildi, elektriği kesildi derslerini takip edemediler. AKP iktidarı bu çocuklara ne ücretsiz internet, ne de yeterli bilgisayar sağladı. Eşit koşullarda eğitim alamayan çocuklar, eşit koşullarda sınavlara sokuldu. Oysaki sosyal devletin eğitime erişemeyen herkese bu hizmeti ücretsiz sunması gerekirdi. Bu gibi nedenlerle eğitim yatırımlarına ayrılan pay zaman geçirilmeden en az yüzde 20’ye çıkartılmalıdır.”

‘Fırsat eşitsizliğini gidermek için gerekli payın ayrılması gerek, özel okullara destek verirken köyündeki çocuğun dağ başında internete girmeye çalışması adaletsizliktir’

Eğitim yatırımlarına ayrılan payın artırılmasının Türkiye’nin öncelikli konusu olması gerektiğini ifade eden Kaya, buna rağmen eğitim yatırımlarının çok yetersiz olduğunu söyleyerek, “Eğitim bütçesi öğretmen açığı, okul ihtiyacı, kapatılan köy okullarının açılması, taşımalı eğitime son verilmesi, derslik ihtiyacı, üniversitelerimizin Ar-Ge çalışmaları; okullarımızın sağlık, temizlik, güvenlik personeli ihtiyacı gibi ihtiyaçlar tespit edilerek hazırlanmalıdır. Eğitim bütçesi hazırlanırken eğitimde fırsat eşitsizliğini gidermek için de gerekli payın ayrılması gerekir. Bizim eğitimde adaleti sağlama sorumluluğumuz var. Özel okullara destek verirken, Hakkari’nin köyündeki çocuğun dağ başında elleri titreyerek internete girmeye çalışması en büyük adaletsizliktir. Bizim eğitime ilişkin plan ve projelerimiz hazır; ‘Nasıl daha iyisini yapabiliriz?’ diye de çalışmalarımıza devam ediyoruz” dedi.
Eğitime erişim hakkının gerçekleşmesini engelleyen sosyolojik unsurların bilinmesi gerektiğini söyleyen Özcan da konuya dair, “Toplumsal cinsiyet, yoksulluk, taşımalı eğitim, okulların dönüşümü gibi konuların hangi oranda eğitime engel olduğunu hükümetin bilmesi zorunludur” dedi.

‘Her yeni Milli Eğitim Bakanı ile ‘Yeni bir şeyler deniyoruz politikası’ yürütülüyor’

Bu konunun bir niyet meselesi olduğunu ifade eden Özcan, “Bir politika öngörünüz olur ve buna niyet eder sonrasında bunun müzakereleri yapılır ve parlamentodan destek almak için uğraşırsınız. Silaha mı kitaba mı para ayrılacağı bir seçim meselesidir. Bu seçim de onu gerçekleştirecek bütçesini beraberinde getirir. Mevcut hükümet bırakın eğitimi neredeyse hiçbir sosyal politika alanında bize toplum menfaatini önceleyen bir niyet göstermedi, başta 4+4+4 olmak üzere 20 yıllık eğitim tartışmaları da bunu apaçık ortaya koymuştur. Bugün son 20 yılda eğitim sistemine dahil olan hiçbir öğrencinin bir önceki ve bir sonraki dönemiyle bir ortaklığını bulamazsınız. Nesiller arasında bile bir ortaklık yoktur, her yeni Milli Eğitim Bakanı ile ‘yeni bir şeyler deniyoruz politikası’ yürütülmektedir. Bu yeni şeyler öğrencilerin ne geçmiş hafızası oluşturmasına izin vermiş ne de geleceğe dair umutlarını beslemiştir” şeklinde konuştu.
İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu